18 Aralık 2016 Pazar

Bir 3DSMAX macerası. 3DSMAX ne işe yarar? 3DSMAX öğrenirken faydalanabileceğiniz görsel ve yazınsal yayınlar.

Merhabalar,
Pazar günü eğlencesi herkesler gezerken ben evde nelerle uğraşıyorum bilin bakalım. Malumunuz meslek iç mimarlık olunca geliştir kendini geliştir bitmiyor. Piyasa hızla gelişiyor mecbur sende gelişeceksin çaresi yok.

Artık kâğıtla kalemle çizmek sadece okullarda kaldı. Yine küçük ölçekli eskiz çalışmalarınızı elbet elde yapıyorsunuz ama büyük ölçekli planları ve tasarımlarınızı bilgisayarda yapıyorsunuz. Kendi mesleğim için konuşacağım hem merak edenler için küçük bir giriş olsun; bir kere AUTOCAD programını sular seller gibi kullanmanız gerekiyor. Bu artık bilinen ve kaçış yolunuzun olmadığı bir program. Yani işe girerken sormuyorlar bile neredeyse, biliyor kabul ediyorlar. Ben şahsen okulda öğrenmiştim AUTOCAD programını. Yine de başından söyleyeyim hiçbir program kursla ya da okulda görmekle öğrenilmiyor. Kesinlikle oturup kendinizde kurcalayıp öğrenmeniz gerekiyor. Okulda ve kursta öğrendiklerinizi evde tatbik etmezseniz ve programı aktif kullanmazsanız bir zaman sonra unutulup gidiyor. Tıpkı benim 3DSMAX maceram gibi…

Şimdi bizim bir numaramız AUTOCAD programından biraz bahsedeyim daha çok iki boyutlu, vektörel çizimlerimiz için kullanacağımız bir program. Mimarlar ve iç mimarlar için çok elzem bir program. Olmazsa olmaz benden söylemesi… Piyasada kullanabileceğiniz başka programlarda var elbette. Archicad, Allplan,Revit, Cinema 4d vs gibi… AUTOCAD’ i hallettikten sonra alanlarınıza göre bir program seçip kendinizi geliştirmeniz gerek.

Bir iç mimar olarak küçük ölçekli çalışmalar için en ideali ve yine işe girerken olmazsa olmaz sordukları 3DSMAX programından bahsedeceğim biraz. Nasıl öğreneceğiz? Hangi kaynaklardan yararlanmalı gibi…

3DSMAX üç boyutlu gerçekçi tasarımlar yapmak için piyasada bulunan kesinlikle en iyi program. Alternatif olarak Cinema4d de gösterilebilir fakat performansını değerlendirmek size kalmış. Şuan piyasada işe alırken genellikle en bilinen olan 3DSMAX bilip bilmediğiniz soruluyor ve eğer biliyorsanız havada kapılıyorsunuz benden demesi.

İyi güzel 3DSMAX lazım fakat öğrenmesi? Ben size kendi öğreniş serüvenimden bahsedeyim. Efendim başladım araştırmaya kursları… Çevremde ki 3DSMAX kurslarından ilk önce en iyisi hangisi ona bakmaya başladım. Birkaç isim var piyasada dolaşan, normal. Alırsın numaralarını ararsın sırayla öğrenirsin eğitim süreleri ve fiyatlarını. Eğitim süreleri ortalama aynı 2-2.5-3 ay kadar sürüyor. Belki de daha uzun. İki aydan kısası yok bir kere… Fiyatları? Birçok yer telefonda ücret vermiyor. İlla kapılarına gideceksin. Vaktim yok diyorsun, yok illa gel… Öğrenebildiğim birkaç kursta en az 800 TL den başlıyor ve artarak gidiyor. Az mı 800 TL… Sonra soruyorsun. Öğrenmeyi garanti ediyor musunuz? Hayır diyor garantimiz yok. Elbette yok nereden bileceksin benim kapasitemi. Kaynak kitap, cd, dvd veriyor musunuz? Yok vermiyoruz. Yada internetten online eğitim eki veriyoruz gibi, gibi seçenekler.

Anlayacağınız beni sarmadı hiçbiri. İki ayımı öğrenip, öğrenmeyeceğim garanti olmayan bir şeye harcayamazdım. Zaten programım oldukça yoğun… Buradan sonra araştırmalarım başladı. Evden kendim öğrenemez miyim?


Öğrenirim pek tabi… İnternet çağındayız artık her şey elimizin altında. Birçok siteden ücretsiz eğitim setlerini indirebiliyorsunuz. Ben bununla uğraşmam derseniz youtube üzerinden de öğreten bir çok video bulunmakta. Benim ilk aşamada takip ettiğim ve anlatımını beğendiğim Yakın Kampüs isimli kanal. Gökçe Gün’ün anlatımıyla birinci aşamada öğrenmeniz çok kolay olacak emin olabilirsiniz.
Bunun yanında piyasada satılan birçok kitap var. Hepsini aşağı yukarı inceledim ve izleyerek öğrenmenin yanında kitap olarak bir kaynak daha kullandım. Hemen sizinle de paylaşayım belki çalışmalarınıza ışık tutar sizin de…

Abaküs Yayınlarından Serdar Hakan Düzgören’in kitabı.




Umarım sizler de öğrenir ve faydalı bilgiler edinirsiniz. Sevgilerimle.

16 Aralık 2016 Cuma

Ampul Komplosu / The Light Bulb Conspiracy-Alışveriş Çılgınlığı

Merhabalar,

Bugün size geçenlerde youtube da izlediğim belgesel tadında bir videodan bahsetmek istiyorum.

Genel anlamda tüm insanlığın sorunu olan alışveriş çılgınlığından bahseden bir video. Şahsen ben kendi adıma konuşayım aynı benim gibi olanlar isterlerse üstlerine alınsınlar. Gerekli gereksiz çok fazla alışveriş yapıyorum. Alıp eve gelince de aynısının aslında elimde olduğunu görünce de bir pişmanlık ki sormayın! Tabi bu temel ihtiyaçlarımızın dışında ki alışverişlerimizden bahsediyorum. Özellikle ıvır zıvır alışverişlerine çok fazla para harcıyorum. Mesela şu meşhur tahtakale mağazaları var ya diğer adıyla japon pazarları, diğer adıyla bir milyoncular... Ben o tip yerlerde kendimi kaybediyorum elimde değil. Eve bir geliyorum güzel paracıklarım gitmiş üstüne zaten elimde olan kalemliğin pempesini de almışım, termosumun mavisini almışım, rengarenk kutularıma zibilyonuncusunu eklemişim...

Şimdi bir düşünelim. Elimde bir kalemliğim vardı zaten. Ve asıl işlevi olan kalemleri içinde toplama işlemini güzel yerine getiriyor. Netice de kırık yada eski değil. Sadece rengi kırmızı... Hooop pempesini alıp kırmızısını çöpe atıyorum. Peki yeni aldığım pembe kalemlik eski kırmızı kalemlikten daha çok mu kalem alıyor içine? Hayır. Kalemlere süpersonik yazma yetisi mi getiriyor? Hayır. Sadece rengi pembe. Eskisinin günahı ise kırmızı olmak. Şimdi olan kime oldu? Bana oldu, paracıklarıma oldu...

Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim. Eminim ki bir çoğunuzun da bu durum başına geliyordur değil mi? Video da işlenen konu daha çok elektronik aletlerin üzerine ama çıkarılması gereken bir çok ders var sanırım. Ben bu videodan sonra biraz daha aklımı başımı topladım açıkçası... Belki size de faydası olur.

Bu arada videoda ampul komplosunun gerekliliklerinden de bahsediliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ampul komplosu dünyamız için gerçekten gerekli mi?

Ampul Komplosu / The Light Bulb Conspiracy izlemek için tıklayabilirsiniz.

Umarım faydalı olur. Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiler. :)

14 Aralık 2016 Çarşamba

Madame Tussauds İstanbul Balmumu Müzesi Gezisi

Merhabalar, Bu perşembe İstanbul Taksim de açılan Madame Tussauds balmumu müzesini gezdim. Dünyaca ünlülerin balmumu heykellerinin yanında bu sefer Türk ünlülerin de balmumu heykellerinin olması ziyareti daha cazip hale getirdi.
 Fotoğraflarını paylaşmadan önce ilk önce size yer ve ücret bilgisi vereyim. İstiklal caddesinden aşağıya doğru kendinizi sallandırınca sağdan dümdüz devam ederseniz Demirören'in yanında GrandPera'nın içinde zaten mor afişleri ile hemen gözünüze çarpacak cadde üzerinde bir yerde müze. Hemen baştan uyarısını vereyim imkanınız varsa biletlerinizi internet üzerinden alın. İnternet üzerinden alınca baya bir indirim kazanıyorsunuz. Örneğin yetişkin biletleri internette 38 TL iken oradan alırsanız 48 TL yani az buz değil 10 TL farkediyor. Aynı şekilde pasonuzu yada öğrenci kartınızı gösterip daha uygun fiyata da alabilirsiniz. Her türlü internetten bilet almak daha avantajlı.

Gelelim müzeye. Blogumda paylaşmak için bir sürü fotoğraf çektim. Daha girer girmez bizi ilk olarak ATA'mızın balmumu heykeli karşılıyor. En güzeli ve en görülesi olanı benim için oydu. Gerçekten ilk heykelin ona ait olması ve köşe düzenlemesi çok güzeldi.


2. sırada Fatih Sultan Mehmed.


Hemen yanında Kanuni Sultan Süleyman.


Sonrasında Mevlana.



Arda Turan.


Barış Manço.


Usain Bolt.


Adile Naşit.


Sabiha Gökçen.



Fotoğrafların hepsini yüklemedim ki giderseniz size de sürpriz olsun. Kesinlikle fotoğrafları ile yetinmeyin. Gidin ve görün derim. Ortam çok güzel her heykelin bulunduğu yerde farklı bir tema oluşturulmuş ve bir sürü fotoğraf çekilme imkanınız var.

Sevgiyle Kalın. :)



10 Aralık 2016 Cumartesi

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

haydar-colakoglu-teb

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Aralık 2016 Cumartesi

Mazi'nin yazarı Esra Tok ile eğlenceli bir röportaj.


Genco Uluhan, doğduğu günden beri atalarından kalan gücü temsil etmek için eğitilse de hayalleri farklıydı. Amerika'da Mücevher Tasarımı bölümünü bitirip İstanbul'a döndüğünde kurduğu Uluhan Golden'ı zirveye taşıdı.

Özenle kurduğu hayatında her şey istediği gibiydi. Defileleri heyecanla takip ediliyor, tasarımları hızla tükeniyordu. Kariyerinde güçlü adımlarla ilerlerken,y arından yer alan sevgilisiyle hayallerin ötesinde bir hayata sahipti. Fakat hayatı hiç ummadığı bir anda kördüğüm olacaktı.

Babasının ani ölümüyle doğduğu topraklara geri döndüğünde, kaderi kara bir peçe ardına gizlenen güzel gözlü bir kızla yazılıydı. Bir yanda aşkına hayran olacağınız bir adam, diğer yanda doğduğu günden itibaren günahı olmayan bir hatanın bedelini ödemek için tutsak edilen güzeller güzeli bir kadın… Mazide yaşanan bir günahın bedelini masum ve tutku dolu bir aşk ödeyecekti. (Tanıtım Bülteninden)

İnstagram adresi kullanıcı adı: essra_tk


Merhabalar,
Bugün sizler için Mazi'nin yazarı Esra Tok ile eğlenceli ve keyifli bir sohbet yaptık. Esra Tok Mortena yayınlarından çıkan ilk kitabı Mazi'yi ve yayım sürecini bizlerle paylaşacak. Başarılı yazarımızla yaptığımız röportajımızı  umarım beğenirsiniz keyifli okumalar.
Öncelikle Esra Tok'a röportaj teklifimizi kabul ettiği için teşekkür ederim. Bu kadar işinin yanında bize zaman ayırması öncelikle beni sonra da sevenlerini eminim çok mutlu etmiştir.

Canım asıl ben teşekkür ederim. Seninle keyifli bir sohbet gerçekleştirecek olmak beni de çok mutlu etti.

-Tekrar merhabalar Esra. Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? Esra yazarlık haricinde neler yapıyor? Bir günün nasıl geçiyor?

Merhaba J 26 yaşında bir Jeoloji Mühendisiyim. Geçen aylarda bağlı bulunduğum şirketten ayrıldım ve bu ay yeni bir şirkette çalışmaya başlayacağım. Oldukça büyük bir firma bu yüzden fazlasıyla heyecanlı günler yaşıyorum. Günlerim işim, kitap okuma ve bulduğum her fırsatta yazmakla geçiyor. 
-Bu kadar yoğun bir temponun arasında kitap yazmak seni nasıl hissettiriyor? Yani günün stresini kitap yazarak atabiliyor musun?

Beni kesinlikle rahatlatıyor yazmak. Eğer o gün bir satır bile olsa yazma fırsatı bulamamışsam huzursuz oluyorum. Hislerimi satırlara dökmek beni mutlu ediyor.

-Peki o zaman biraz Mazi'den bahsedelim. Mazi hakkında çok güzel duyumlar alıyorum. Henüz okumak kısmet olmadı ama okur okumaz zaten bloğumda takip edenler için yorum yapacağım. Mazi için Töre kitaplarını tekrar sevdiren roman deniliyor. Nedir konusu?

Mazi’yi kaleme aldığım anda istediğim sıradan bir töre hikayesi yazmamaktı. Okuyucularıma keyifle okuyacağı, klişelerden sıyrılmış bir kitap sunmak istedim. Aslında biraz da modern bir masal yazmaya çalıştım diyebilirim. Konusuna gelecek olursak, hayatta her şeye sahip olan bir adam olan Genco Uluhan’ın babası doğduğunda hayatı tepetaklak oluyor. Tasarladığı mücevherlerle kendine has kurduğu kalesinin içerisine yüzüne dair en ufak bir iz bilmediği bir kız, Amelya sızıveriyor. Babasının verdiği sözü yerine getirmek için evlendiği Amelya, ona aşkı ve umudu yaşatmak için geliyor. Her şey evlendikleri anda çok farklı bir hal alıyor. Gerisini de artık kitap da sürpriz olsun J

-Eminim bu soru sana da çok geliyordur. Romanının kurgusunu oluştururken gerçek bir olaydan esinlendin mi hiç? Hepsi olmasa bile bazı bölümlerde gerçeklik payı var, yaşadığım ya da gördüğüm bir olay vardı diyebilir misin?

Tamamen hayal ürünüm Mazi. Hayatımdan ya da çevremden bir iz barındırmıyor. Sadece babam uzun zaman önce ağır bir hastalık geçirdi. Genco’nun babası ile olan veda sahnelerinde oradaki yaşadığım hisleri yansıtmaya çalıştım. Başarılı olabilmişimdir umarım J

-Wattpad üzerinde de hala aktif olarak yazdığını biliyorum. Orada hala devam eden romanların var mı? Biraz konularından bahseder misin?

Mazi serisinin devamı olan ancak başka karakterler üzerinden yazdığım iki kitabım var. Biri, Rojda ve Savaş’ın hikayesi olan Günahkar. Orada Mazi de ki yedi aşiret ağalarından olan Savaş’ın geçmişinde yaşadıkları, yıllardır aradığı kardeşini bulma çabaları ve Genco’nun kuzeni Rojda ile gerçekleşecek evliliklerini anlatmaya çalışıyorum.
Diğeri de Bevar ve Lalezar’ı anlattığım Masum. Burada da Genco’ların konağında büyüyen yetim Bevar ve konağın güzel kızı, Genco’nun kuzeni Lalezar’a duyduğu imkansız aşkını anlatıyorum. Sessiz ama çok seven bir adam ve deli dolu ama bir sevdiği adama karşı çok kırılgan olan bir kızın hikayesi diyebilirim.
Bu seriden ayrı olarak Bir Aşk Hikayesi isimli başka bir kitabım da var. Şu an en baştan düzenliyorum. O da bir töre hikayesi. Eşini bebeğinin doğumunda kaybetmiş Devran Mirza ve haberi dahi olmadan evlendirildiği düşman aşiretin varisi Havin Eymen’in hikayesini anlatıyorum. Onların aşkı fazlasıyla zor ve engellerle dolu…

-Peki bunlar içinde özellikle kitaplaştırmayı istediğin hangisi? Özellikle sırada ki romanını ben ve tüm okuyucular merak ediyorlar. Bu kadar kuvvetli bir kalemden harika bir roman daha gelecek, gelmezse darılırız vallahi!

Şu an kitap olmasını istediğim hikayem Günahkar. Onun yeri bende çok ayrı. Hem konusu hemde yazmaya çalıştığım yoğun duygular nedeniyle Maziden daha da çok beğenileceğini umut ediyorum. Şu an henüz bir anlaşma sağlamadım ama teklifler var J

-Mazi hakkında genellikle olumlu yorumlar okudum ben. Merak ettiğim hiç kötü yorum aldın mı? Bu kötü yorumlar seni demoralize edip yazmanı engelledi mi hiç? Yoksa aksine daha çok bilenip yazmaya mı yoğunlaştırdı?

Kötü yorum gelmedi aslında. Kötü yorumdan kastım kırıcı olmayan, hakaret içermeyen ve kitabın eksik bulunan ya da olmasaydı denilen kısımları şeklinde detaylı olacak yorumlardan bahsediyorum. Zira hakaret içeren yorumlara tahammülüm yok. Ben olumsuz yorum gelmesini istedim. Mazoşistlik falan değil bu yanlış anlaşılmasın J Eğer böyle yorumlar gelirse eksiğim varsa görüp düzeltebilirim diye düşünüyorum. Daha da iyi yazmaya hep çabalıyorum zaten. Yol almaya başladığımı da okuyucularımın yorumları bana gösteriyor.

-On yıl sonra kendini hala yazar olarak görebiliyor musun? Şunun için soruyorum yazmak senin için bir meslek mi yoksa hobi mi? Devam edersen ünlü bir yazar olacağından hiç şüphem yok. Devam edecek misin?

Ben yazmaya ömrüm ve gücüm yettikçe devam edeceğim. Hedefim bu yönde. Ama ben yazmaya başladığım ilk andan beri hep yazmayı hobi olarak gördüm. Hislerimi, hayallerimi anlatabilmek için yazmaya başladım. İleride bir meslek olarak gerçekleştirebilir miyim? Elbette yaşam şartlarım uyarsa ve sadece yazmaya zaman ayırabilecek konumda olursam bu şekilde gerçekleştirmek isterim. Güzel düşüncelerin için de çok teşekkür ederim.

-Yazmaya hevesli çok genç arkadaşlarımız var. Yazmaya nasıl başlasınlar, yazarken neye dikkat etsinler? Başarılı bir yazar olarak yazmayı düşünen arkadaşlarımıza tavsiyen neler?

Asla vazgeçmesinler. Öncelikle bunu söylemek istiyorum. Kötü olduğunu düşünseler de yazmaya devam etsinler. Yazdıkça kendilerini geliştirdiklerini görecekler ve en büyük rehberleri kendileri olacak. Birde yazdıkları kurguyu değiştirmesinler. Ne yazmak istedilerse, nasıl hayal ettilerse o şekilde devam etsinler.

-Türk yazarlardan en çok beğendiğin kalemleri duyalım? (Ben hariç hahaha)
Seni sevmemek mümkün mü J İpek Olgun, Canan Tan, Ayşe Kulin, Zülfü Livaneli beğenerek okuduğum değişmeyen isimler. Wattpad sayesinde tanıdığım ve tüm kitaplarını beğenerek takip ettiğim bir isim var. Burcu Büyükyıldız. 

-Şuan piyasada ki Türk roman yoğunluğunu nasıl değerlendiriyorsun?

Mutlu oluyorum. Yeni kalemlere bence her zaman ihtiyaç var ve yeni yazarlara şans verilmesi çok güzel.

-İlk okuduğun kitabı hatırlıyor musun? Ya da şöyle sorayım sana okumayı sevdiren eser hangisi idi?

İlk okuduğum kitabı hatırlamıyorum ama okumayı bana sevdiren eserlerden biri İpek Olgun’un Bir Genç Kızın Gizli Defteriydi. Diğeri inanmayacaksın belki ama Harry Potter serisi J Ortaokul arkadaşlarımla yarışırdık okumak için J

-Dizi/Film izlemeyi sever misin? En beğendiğin dizi/filmler hangileri?

Bayılırım. Dvd arşivim var. Beğendiğim pek çok film var. Ama defalarca kez izlesem de bıkmadığım, filmlerin bazıları, Titanik, Alacakaranlık serisi –özellikle Şafak Vakti 2 –,  hiçbir zaman izlemekten bıkmayacağım Hababam Sınıfı, Gladyatör,…
Dizi olarak, yazmamda benim için çok farklı bir yeri olan Sıla Dizisinin yeri apayrı. Asmalı Konak’ı hala izliyorum. Yabancı dizilerden ise en sevdiğim The Walking Dead.

-Son olarak seni okuyanlara, takipçilerine bir şeyler söylemek ister misin?

Öncelikle bana bu fırsatı sunduğun için sana ve zaman ayırıp bu söyleyişiyi okuyan herkese çok  teşekkür ederim. İlk kitabım Mazi ve bu yüzden çok heyecanlıyım. Emekleyen küçük bir çocuğum şu an ve okurlarımla birlikte inşallah yürüyeceğimiz ve koşacağımız günler de gelecek. Gidecek çok yolum, atacak çok adımım var ve onlara her zaman ihtiyacım olacak. Heyecanımı benimle paylaşan ve beni yalnız bırakmayan her birine minnettarım. Mazi’ye kitaplıklarında yer ayıran birbirinden tatlı ve değerli okuyucularıma senin aracılığınla bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Umarım Mazi’yi okurken keyif almışlardır ve yeni kavuşacak olanlarda umarım keyifle okurlar. Kitap kokusuyla bezeli günler diliyorum.



Şimdide sizi Esra Tok'un wattpad üzerinde hala okumaya açık eseri Günahkar' ın tanıtımı ve bir kuple de alıntısı ile başbaşa bırakıyorum.


 Bir bebek günahkar doğabilir mi?
Sancar KAHRAMAN'a göre oğlu doğuştan günahkardı.
İhanetiyle kalbini buza çeviren, kendisiyle birlikte diri diri mezara girdiği karısının günahları güzelliğiyle göz kamaştıran oğlunun tenine, ruhuna işlenmişti.
İşte bu yüzden, Savaş KAHRAMAN,  Urfa'dan, babasının topraklarından sürgün edildi.
Yıllar sonra geri döndüğünde, babası ölüm döşeğinde kendi cehennemine gözlerini yummak üzereydi.
Ona kalan yıllardır hapsolduğu koca bir yalnızlık, yönetmek zorunda kaldığı bir aşiret, büyük bir servet ve güç oldu..
Lakin Savaş'ın istediği bu değildi.
Onun istediği KURT aşiretinin varisi güzeller güzeli Rojda'ydı...
Kalbindeki buzları kırmayı başaran kadınsa ona yasaktı...
Babasının düşmanı Barzan Ağanın varisi olan oğlunun karısı olacağını öğrendiğinde sevdasını yüreğine gömdü.  Ta ki en büyük düşmanı onu avuçlarına bırakana kadar...


"Tek bir dokunuş, tek bir söz yeterdi kalplerini aşkla kavuşturmaya... Lakin yaralıydı adam ve kadın onun dermanı olduğun göremeyecek kadar kördü.."

Sevgili Esra Tok'a röportajımızı kabul ettiği ve vakit ayırdığı için teşekkür ederiz. Umarım sizde okurken çok keyif alırsınız. Sevgilerimle.

1 Aralık 2016 Perşembe

YASEMİN ŞAHİN/ÇİLEK KIZ-BİR TUTAM ÇİLEK Blog Yazarını yakından tanıyalım.



Merhabalar,  
Bloğumun ilk röportajını başarılı blog yazarı Yasemin Şahin nam-ı diğer Çilek kıza ayırdım. Biraz bloğu Bir Tutam Çilek üzerine, biraz kendisinden, biraz wattpad üzerinde ki hikâyelerinden, biraz başarılarından oluşan hoş bir sohbet hazırladım sizin için. Yasemin Şahin benim için hem çalışan, hem bolca okuyan, hem de boş durmayıp yazan başarılı bir kadın. İstedim ki sizde bu şahane kadını yakından tanıyın.

Hemen buraya blog adresini ve wattpad adresini gireyim.

  İkonlara tıklarsanız ulaşabilirsiniz.



Sevgili Sümeyye, hakkımda yazdığın güzel düşüncelerin için çok teşekkür ederim.

Merhaba Yasemin bize biraz kendinden bahseder misin? Bir günün nasıl geçiyor mesela? Senin hiç boş durmayan çok çalışkan birisi olduğunu biliyorum ve günlerinin dolu dolu geçtiğinden haberdarım ama bize bir daha anlatır mısın? Vakit ayırıp bu röportajı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Bu kadar işinin arasında bana ve blog okurlarıma zaman ayırman beni çok mutlu etti.

38 yaşında turizmciyim. Asılında seyahat acentesinde bilet satış ve toplantı organizasyon bölümünde 09.00 – 18.30 arası yoğun bir mesai içinde çalışıyorum.
Akşamları da seninle tanışmamıza vesile olan Mortena yayınlarında kurgu editörlüğü, son okuma ve yayın koordinatörlüğü yapıyorum. Boş olduğum her an bloğum, sayfam, kitaplarım veya yazdığım sözde olguna vakit ayırıyorum.
Asıl ben sana röportaj teklifin için çok teşekkür ederim. Ayrıca değerli vakitlerini ayırıp okuyan tüm blog takipçilerine çok teşekkür ederim.

Okumayı çok sevdiğini biliyorum. Heves ile de ilgili bana da çok destek olmuştun yazarken. Gerçekten okuduklarını çok iyi yorumlayan bir kadın olduğunu biliyorum. En çok ne tür şeyleri okumaktan hoşlanırsın? Şey dedim ama… Biliyorsun ben el ilanlarını bile okuyorum. O yüzden sadece roman diyemedim.
Okumak bir hastalık hem de tedavisi olmayan en güzel hastalık. Ya ben ne bulsa okuyanlardanım sadece şiir, felsefe ve hastalarını yazan psikologların kitaplarını okumam.
Ama en çok pembe kitap okurum hayat yeterince gri, hayal dünyam pembe kalsın… Polisiye, biyografi, psikolojik gerilim, mektuplar, kişisel gelişim vs. çok severim. 

Peki, başucu eserlerin nelerdir? Hani olur ya böyle sıkılınca bir daha bir daha okuduğun?

Bir sürü ama en önemlisi;
Marlo Morgan – Bir Çift Yürek
Amerikalı bir gazetecinin 1 ay Avusturalyalı Aborjinlerle yaptığı yolculuğu anlatıyor. Sadece fiziksel değil ruhsal anlamda yaşadığı yolculuk…  Okurken çok etkisinde kaldım.

Türk yazarlardan en çok beğendiğin hangisi? Şuan piyasada oldukça fazla Türk yazar var. Eski veya yeni hangisinin kitabı çıksa konusuna bakmadan alır da okursun?

Ben açıkçası biraz ön yargılıydım belli yazarlar dışında Türk yazar okumazdım. Sabahattin Ali, Hıfzı Topuz, Ayşe Kulin, Buket Uzuner gibi…
Bu arada ön yargımı üyesi olduğum Kitap Ağacı buluşmasında ağırladığımız Deniz İrfan’dan sonra yeni kalemlere şans vermem gerektiğini anladım.
Açıkçası öyle bir yazar yok benim için. Birçok insanda vardır o takıntı ama bende yoktur. Kitap yorumlarını okurum ve biraz zaman geçmesini beklerim almak için. Ama kütüphanemde Agatha Christie ve Hıfzı Topuz külliyatının olmasını çok isterim.

Peki, o zaman birazda bloğundan bahsedelim. Aktif bir blog yazarısın ve başarılısın. İlk ne zaman yazmaya başladın?

Yazmak ben ergenliğimde sevdiklerime mektup yazarak başladım, zamanla uzun mailler aldı yerini. Ben kendimi yazarak ifade edenlerdenim. Blog yazarlığım yeni ve fırsat buldukça yazmaya çalışıyorum.

Bloğunu çok sevdiğini ve her yazdığını özenerek yazdığını biliyorum. En çok hangi konularda yazmaktan hoşlanıyorsun? Blogunda yazar veya okur söyleşileri, yemek tarifleri, alışverişlerin vs her telden hayatını paylaşıyorsun. Hangisi en keyiflisi?

Her telden çaldığım için adı bir tutam çilek. Bloğumu çok seviyorum özellikle sevgili Gonca’nın elinden çıkan bu halini.  Bloğum kitaplar ve yemekler üzerine aslında.
Söyleşiler idolüm Ayşe Arman’ın izinden gidebilmek için bir adım. Tariflerim ise mutfak aşktır benim için yemek yapmak, yeni tarifler denemeyi severim. Bazen paylaşıyorum birde paylaştıklarımı takipçilerim yapıp bana mesaj attıklarında çok mutlu oluyorum. Üreten kadınlara destek olabilmek amacı ile alışverişlerim var orayı yazmayı da seviyorum, yakında üreten kadınlar ile keyifli sohbetler yapacağız. Yazarlar karakterlerini evlatları olarak görürler, bende yazdığım her bir yazıyı veya konu başlığını evladım olarak görüyorum o yüzden ayırt edemeyeceğim.

Sıra gelelim wattpad maceralarımıza. Bende wattpad de yazmaya başlamıştım ilk. Çok keyifli ve heyecan verici bir topluluk var orada. Sözde Olgun isimli bir hikâyen var orada. Konusu nedir biraz okuyucularıma bahseder misin?



Ah gelelim, gelelim… Ben aslında wattpad de yazmak değil okumak için vardım. Bir espri ile yazan kısma geçtim. Ama bak diyorum ben yazar değilim.
Biliyorsun Wattpad de hep ergen hikâyeleri var. Sevgili dortgozkedikiz’in sıkı bir okuyucusuyum.  Bir grup okuyucusu birleştik Sözde Nişanlı kitabındaki Tamer Bey ile Sözde Evli kitabındaki Gülden Hanım’a aşk yaz dedik. Eyvallah dedi ve güzel bir aşk yazdı ama biz durmadık. Bir de +18 yaz dedik kocaman insanlar ben yazamam dedi. Laf olsun diye ben yazarım dedim, e söz ağızdan bir kere çıktı ve yazmaya başladım.
Gelelim konusuna, 45 yaşındaki Gülden Hanım ile 53 yaşındaki Tamer Bey’in gençlere taş çıkaracak aşkları, tutkuları ve hayatın onlara sunduğu ikinci şansı anlatıyor.

Kendini eksik gördüğün kısımlar oluyor mu hiç? Mesela benim kelime dağarcığım çok dardı ve aşk dışında sahneler yazmak beni sıkardı. Sürekli aşk sahneleri okumakta okuyucumu sıkardı. Sende durumlar nedir? Yorucu mu sence yazmak?

İnsanoğlu her daim yeni şeyler öğrenmeye aç olmalı. Tabii ki mesela +18 yazma konusunda çok zayıf olduğumu gördüm. 

Evet, yazmak çok yorucu tamamen sessiz bir ortam, her daim elinin altında çay kahve olmalı yazmak için.

Wattpad okuyucularının tepkileri nasıl? Eminim güzel yorumlar alıyorsun. Bunların içinde en beğendiğin hangisi?

Ağırlıklı olarak olumlu yorumlar aldım. Olumsuzlarda var ama diyorum ya sözde olgun bir şakanın eseri ve çok fazla özenilmeden yazılmış bir hikâye.  Ama böyle işlerimin olmadığı sakin bir zamanda düzenleyeceğim.
İnan hiç birini diğerinden ayıramam hepsi bir birinden güzel yorumlar…

Bir gün kitabını bastırmayı düşünür müsün? Böyle bir teklif gelse ne dersin?

Bunu eğer Sözde Olgun için soruyorsan hayır derim. Ama eğer bir gün yazmak istediğim kurgumu beyaz sayfalarla buluşturursam kâğıt kokusu ile okunsun isterim…

Film izlemeyi sever misin? En çok hangi film türlerini izlemekten keyif alırsın? Peki, en beğendiğin film? İzlemekten bıkmadığın film?

Severim ama sinemaya giderek değil evde bir başıma… Tam bir romantik komedi ve animasyon severim…
Türk olarak eski filmleri severim, Yabancı Özel Bir Kadın ve Yeşil Yol benim için tekrar tekrar izlenecek filimlerdir.
Özel Bir Kadın milyon kez izlesem bıkmam…

Sorularımı yanıtladığın için çok teşekkür ederim Çilek kız, Yasemin Şahin. Benim için çok keyifli bir söyleşiydi. Eminim okuyucularımda seni yakından tanımaktan çok mutlu olacaktır. Benim senden son bir isteğim var. Senin gibi başarılı, zeki, güzel ve çalışkan bir kadından genç okuyucularımız için birkaç cümle istiyorum. Onlara bir şeyler söylemek ister misin?

Asıl ben teşekkür ederim benimle bu keyifli söyleşiyi gerçekleştirdiğin için.
Onlardan istediğim istedikleri tarz kitap okusunlar  (Tecavüz, taciz, kuma veya mafya hikâyeleri hariç) ama lütfen Türk Edebiyatının usta kalemlerini okuyup ufuklarını genişletsinler.

Bu söyleşiyi okuyan herkese çok teşekkür ederim.
Seni Seviyorum tatlı yazarım, her şey gönlünce olsun.

Sevgiler,

Menekşe bakımı nasıl yapılır? Menekşeler nasıl ortamları sever?


Merhabalar,

Bu sabah çok güzel bir sürprizle uyandım. Benim mesleğimin de en güzel yanı bu sanırım. Hastalanıp bize gelen sonra da şifa alıp taburcu olan hastalarımız hemşirelerini hiç unutmuyor. Bana bu çiçekleri getiren amcamıza buradan çok teşekkür ediyorum. Kendisi gerçekten çok kibar ve hoş bir beyefendi.

Eve getirdim menekşeleri koydum masaya... Onlar bana bakıyor bende onlara. Nasıl bakacaktım ki? Ben hiç çiçek bakmadım hayatım boyunca. Pekte güzeller ama değil mi? Nasıl kıyıp bir kenara atabilirim? Sonuçta onlarda birer canlı... Malum internet elimizin altı, hemen başladım araştırmaya ve topladıklarımı da sizlerle paylaşayım dedim.

Kimi yerde bakması çok zahmetli, kimi yerde bakması çok kolay deniliyor. Sanırım deneyimlemeden bilemeyeceğiz.

Bana bunu hediye eden amcamız kendisi bahçıvandı ilk önce onun tavsiyelerinden bahsedeyim. Öncelikle evinde ışık alan biryere koy ama direk güneşte görmeyecek dedi. Güneşi uzaktan görmeyi severmiş ve sıcakta büyürmüş. En az 15 derecelik bir yerde bak bunlara dedi ve mutlaka her gün ışık görsün dedi. Ne yapıyoruz perdeleri sonuna kadar açıp camın önüne koyuyoruz. Güneşin sıcak olduğu zamanlar ise yanmasın diye uzaklaştırıyoruz.

Peki sulaması nasıl olacak? Çok fazla sulayıp çürütmeyin dedi. Toprağı kurudukça saksının dibinde duran kabına suyu koyacakmışız. O kendisi dibinden doğru yavaşça alacakmış. Hatta bazı kaynaklar saksının alt kapağının içine sünger koyun süngere dökün süngerden kendisi çeksin diyor da diyor... Hani zahmetli değildi? Ben şimdilik altında ki tabağa yavaşça suyunu koyup oradan kendisinin çekmesi yöntemini deneyeceğim.

Birde bu menekşe çoğaltılabiliyormuş. Bir yaprağını kopartıp suyun içine koyup paçal atmasını bekliyormuşuz ve paçal atınca da direk toprağa dikiyormuşuz. Bunlar bana hazır geldiği için toprağı nasıl olmalı bilmiyordum ama yenilerini üretebilirsem yeni saksılarına dikeceğim.

Bir kere saksıları dar olmayacakmış. Geniş saksılarda, toprağı bol ve sıkı olmayacakmış. Menekşeler için hazır topraklar satılıyormuş çiçekçilerde. Sanırım ben yine onlardan alacağım çünkü internette okuduğum kadarıyla çok özel karışımlı bir toprağı var. Ama ben yine de bahçeden toprak alıp ondan da deneyeceğim. Belki tutarsa buradan paylaşacağım.

Menekşeler bol yaprak veren çiçeklermiş bu yüzden yaprakları çoğaldıkça sararan ve zayıflayan yapraklarını toparlamakta gerekiyormuş ki bitkinin besinine ortak olmasın.

Benden şimdilik bu kadar, eğer büyütebilirsem ve çoğaltabilirsem sizinle tekrar paylaşacağım.

Menekşe renkli günleriniz olsun.
Sevgilerimle.